Nâyi Osman Dede Hazretleri’nin kudsî ilhamla kaleme aldıgı Mi‘râciye, Resûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz’in leyle-i Mi‘râc’ta ya adıgı ulvî seyr ü sülûkün bir nevî remzidir. Her bir makam, bir mertebeye i aret eder; her bir beyit, iç içe geçmi sır katmanlarını fısıldar. Bu eser okunurken, nagmeler arasında gül gibi açan hakikatler, gönül semâmızda yıldızlar gibi parladı. Bu fakir de o andan itibaren, kalbimize dü en ilhamın izini sürerek bu erh çalı masına niyet ettik. Niyetimiz, Mi‘râciye’nin lafzında gizlenen mânâyı, gönül diline tercüme etmektir. Zira mi‘râc, yalnızca bir gece yolculugu degildir. O, her insanın bâtınında saklı olan asıl yolculugunun i aretidir.
Mirâc, zaman ve mekândan münezzeh olan Allah Teâlâ’ya yakla manın, varlıgın ötesine geçmenin ve varlıktan soyunmanın temsilidir. Bu hakikat, tarihî bir hâdise oldugu kadar, sâlikin iç âleminde def‘aten ve daimî olarak ya anması gereken bir mânevî yükseli tir.
Mi’râciye Nâyî Osman Dede’nin en büyük ikramlarından biri olarak bizlerin idrakine sunulmu tur. Çünkü Osman Dede, Resûlullâh’ın en büyük mucizelerinden biri olan mi‘râcın günümüzde idrak edilip anla ılması için, onu sadece söz ve nota ile degil, gönül ile hissedilecek bir ekilde kaleme almı tır. Bu eser, sadece bir manzûmeden ibaret degildir; her mısra, her ezgi, bir rûhânî yolculuk, bir mi‘râc mertebesinin açılımıdır.