Bu kitap, “büyük” olayların soğuk başlıklarını değil; o başlıkların altında ezilen, direnen, susan ve
bir şekilde yaşamaya devam eden “biricik insan”ı arıyor. Kuyuya düşen bir ayakkabının etrafında
büyüyen sessizlikten, enkazın altında süper kahramanları bekleyen bir kalbin atışına; dar
sokaklarda kimliğini fısıldayan bir aşktan, taşranın kederli ama inatçı umuduna uzanan öyküler
bunlar. Gerçekle masalın sınırı bilerek inceltiliyor; gündelik olanın içine sızan tekinsiz ayrıntı,
okuru hem tanıdık bir yere hem de hiç bilmediği bir boşluğa çağırıyor.
Hasan Hüseyin Güneş, tarihçi duyarlılığını edebî bir sezgiyle birleştirerek zamanı yalnızca akıp
giden bir çizgi yerine bugünün içinde atan bir damar gibi kuruyor. Cizre’de bir bahçenin
kokusundan Tahran’ın cuma kalabalığına, oradan Ay’daki akrabalara uzanan bu hat; kaybın,
bekleyişin, sevdanın ve “neden” sorusunun peşini bırakmayan toplumsal hafızanın haritasına
dönüşüyor. Bazı öykülerde zaman bir süpürge gibi önüne kattığını silip götürmek isterken, anlatı
tam da o anların önüne geçip kıymetli kırıntıları kurtarmaya çalışıyor.
Kizilderililerin Aydaki Akrabalari: İhsan ve Vecide, yazarın 2010’dan itibaren kaleme aldığı
öykülerinin bir kısmından oluşan bir seçki. Kapıyı araladığınızda, “uzaktan bakılan hayat” yerini
“içinden geçilen hayata” bırakacak; sade ama sarsıcı bir dille, insanın değişmeyen hâllerine
düşülmüş notlarla yüz yüze kalacaksınız.