Mârifetullahın farklı seviyeleri vardır. Bunların en üst basamağı, Allah Teâlâ’yı yakînen bilmektir. Bu tahkîkî bilgiye, nazar ve istidlâlle ulaşılamaz, ancak Allah Teâlâ’nın kendisini kuluna bildirmesiyle, O’nun lütfuyla elde edinilir. Nitekim bu bilgi, nefsini tezkiye ederek bu bilgiyi taşımaya liyakat kesbeden bir kimsenin kalbinde oluşan hakikat bilgisidir. Mezkûr bilginin mahiyeti, ulaşılan mânevî mertebe ile doğrudan ilişkili olduğundan, muhtevasına dair kuşatıcı bir tasvirde bulunmak çoğu zaman mümkün değildir. Zira bu bilgi, teorik bir mâlûmat olmaktan ziyade, bizzat tecrübe edilerek kavranan bir hakikat alanına aittir. Sûfîler tarafından sıklıkla dile getirilen “tatmayan bilmez” düsturu, hakikat bilgisinin ancak keşf ve tecrübe yoluyla idrak edilebilen, dil ve lafızlarla tam anlamıyla ifade edilemeyen bir bilgi türü olduğunu vurgulamaktadır